02125436436
[email protected]
Pazartesi - Cumartesi 09:00-17:30
Ücretsiz Danışın

AN BE AN CEZA AVUKATLIĞI

Tarih 16.08.2021, günlerden pazartesi. Adli tatil olması hasebiyle Bursa’da bulunan ailemi ziyarete gitmişim, eylüle kadar duruşmamız olmadığı için kafam rahat, annemle karşılıklı çay içiyoruz. Derken, telefonum çalıyor. Arayan stajyer arkadaşım Halil Bey, sesi heyecanlı, bizim Müvekkil A’yı havalimanında yakalamışlar, emniyete götürmüşler diyor, benim de başımdan aşağı kaynar sular dökülüyor, bu esnada saat 16.40…

Müvekkil A hakkında İstanbul Anadolu Adliyesi’nde “hakaret” suçundan açılmış bir soruşturma var ve dosyanın seyrinden haberdardık. Adli tatil başlarken ifade vermek için çağrılmıştı fakat adli tatilde Savcı Bey’i bulamayız, Savcı Bey’i bulsak bile katibi bulamayız… Bir şekilde işin aciliyeti olmadığı için adli tatil sonrasında ifadeye gidelim diye Müvekkil A ile sözleşmiştik. Biz böyle düşünürken Savcı Bey tatile gitmemiş, müvekkile çıkarılan çağrı kağıdı da kendisine ulaşmayınca sulh ceza hakimliğinden yakalama kararı çıkarttırmış, yurt dışında çalışan Müvekkil de havalimanında yakalanmış, mesai bitmek üzere olduğundan nöbetçi savcı 24 saat gözaltı kararı vermiş, ertesi gün adliyeye ifadeye getirilmesini istemiş.

16.57: Bana göre bir avukat için bilgisayar taşımak, silah taşımaktan daha elzemdir. Haberi alır almaz bilgisayarımı çıkarıp savcılık dosyasına bir dilekçe hazırlıyorum. Temmuz ayında yürürlüğe giren CMK 94/3 değişikliği uyarınca müvekkilin ifadeye geleceğine dair taahhüdü alınarak serbest bırakılmasını talep ediyorum, dilekçeyi UYAP üzerinden gönderiyorum.

18.45: Evden kaçta çıktığımı oraya kadar nasıl geldiğimi bilmiyorum ama yaklaşık iki saatte Bursa’dan Sabiha Gökçen Havalimanı Polis Merkezi’ne ulaşıyorum. Memur arkadaşlara durumu anlatıyor, nöbetçi savcı ile görüşmelerini, dosyaya dilekçe gönderdiğimi söylüyorum. Polis memurları ılımlı fakat kanun değişikliğinin yeni olduğunu, İçişleri Bakanlığı’ndan kanunun uygulanma biçimine ilişkin yazı gelmediğini, bu usulü henüz hiç uygulamadıklarını, bu konuda nöbetçi savcıyı arayamayacaklarını söylüyorlar. Tartışmanın yararı yok, arabaya atlayıp bu kez Anadolu Adliyesi’ne, nöbetçi savcıyı görmeye gidiyorum.

19.30: Anadolu Adliyesi’nin girişindeyim. Güvenlik görevlisi arkadaş beni içeri almakta tereddüt ediyor. Nöbetçi savcı ile görüşmem gerektiğini söylüyorum, cevaben “Bu saatte savcı kalmaz” diyor. Kötü niyetli olmadığını biliyorum ama maalesef bizim ülkemizde mesai bitince adalet de işlemez olur. İçimden “acaba?” diyorum, “nöbetçi savcı da gitmiş olabilir mi” diye düşünüyorum, görevli arkadaşa rica ediyorum, ben bir içeri gireyim gözümle göreyim, sonra gideyim diyorum, sonunda beni adliyeye alıyor.

20.00: Şanslıyım ki Savcı Bey henüz çıkmamış. Adliye koridorunda bulduğum bir müsveddeye durumu izah eden bir dilekçe karalayıp Savcı Bey’in karşısına çıkıyorum, durumu bir de sözlü olarak anlatıyorum, Savcı Bey kendisinin dosyanın savcısı olmadığını, dosyaya girmesi gereken bir dilekçeyi alamayacağını söylüyor, tekrar havalimanı emniyete dönmemi dilekçeyi oraya vermemi söylüyor. Gittiğim her kapıdan geri çevrilmenin yılgınlığı ile Savcı Bey’e adını soruyorum, emniyete döndüğümde “Şu Savcı Bey’le konuştum” derim diyorum, cevaben “Nöbetçi Savcı” dersiniz diyor, ismini vermiyor. Çıkarken kapısına bakıyorum, kapısında da “Nöbetçi Savcı Odası” yazıyor.

20.36: Tekrar Havalimanı Emniyet Müdürlüğüne geliyorum, içeri girerken derdimi nasıl anlatacağım, Savcı Bey’le görüştüğümü nasıl ispatlayacağım diye kara kara düşünüyorum. Neyse ki Savcı Bey benden önce davranmış, talebimizin yasal ve makul olduğuna kanaat getirmiş ki ben yolda iken memur arkadaşları aramış, dosyanın içeriği hakkında bilgi almış ve müvekkilin taahhütle serbest bırakılması talimatını vermiş. Ben konuya girmeden memur arkadaşlar “Savcı Bey’le konuştuk, uzun saçlı bir avukat geldi dedi, işleminizi yapıyoruz” diyorlar o zaman rahat bir nefes alıyorum.

21.06: Müvekkile, 10 gün içinde ifadeye geleceğine dair bir taahhüt imzalatılıyor ve birlikte özgürlüğe kavuşuyoruz. Sonuç olarak, müvekkil bir gece nezarette kalmasın diye benim ömrümden 10 yıl gidiyor. Kendi kendime düşünüyorum ve “ceza avukatlığı, cefa avukatlığıdır” diyorum.