Bakırköy Adliyesi’nin “örgütlü suçlar” savcısıydı. Uyuşturucu çeteleri, silahlı örgütler, çek senet mafyalarının dosyaları O’nun elinden geçerdi. Odasının duvarlarında Türk bayrakları, milliyetçi motifler bulunurdu. Tam bir “vatansever” portresi çizerdi.
Örgütlü suçlar savcısı olduğu için havalıydı. Bir defasında bir müvekkilim adına vermiş olduğum dilekçenin neticesini sormak için katibine gittiğimde O da oradaydı. “Dilekçenizi okuduğumda sadece güldüm, talebiniz yasal değil” dedi. Ben de gülümseyerek, “Sizi güldürebildiysek ne mutlu bize” dedim. Bunun üzerine “Ben güldüm ama siz çok ağlayacaksınız” diye yanıtlamıştı.
Aylar sonra, adının bir rüşvet olayına karıştığını medyadan duyduk. Önce apar topar Erzurum’a tayini çıktı, bir süre sonra da meslekten ihraç edildiğini yine medyadan okuduk. İktidara yakın Sabah Gazetesi bu olayı, “yargıdaki çürük elmalar temizleniyor” algısıyla haber yapmıştı. Oysa haberde eksik olan bir şey vardı: Meslekten ihraç edilmesi yargı camiasının bir başarısı, şeffaflık gibi anlatılan o savcı, beş yıla yakın süre Bakırköy adliyesinin en kritik dosyalarına bakmıştı, beş yıl boyunca en güvenilen adamdı…
(Yazımız www.memleketince.com haber portalında yayınlanmıştır.)
