02125436436
[email protected]
Pazartesi - Cumartesi 09:00-17:30
Ücretsiz Danışın

YE CÜPPEM YE

Bir gün, Nasreddin Hoca, devlet erkanından bir adamın evine önemli bir davete çağrılır. Ancak o gün Hoca, İstanbul 1 No’lu Barosu’na kayıtlıdır ve üzerinde “İstanbul Barosu” cüppesi vardır. Davet yerine vardığında, kapıda karşılanır ama cüppesinin “gösterişsizliği” yüzünden pek ilgi görmez. Ev sahibi ve diğer davetliler ona karşı soğuk ve mesafeli davranır, adeta onu görmezden gelirler. Hoca’ya en kötü yer gösterilir, ikramlar geç gelir ve genel olarak davetin atmosferinde kendini yabancı hisseder.

Bu duruma içerleyen Hoca, adliyeye geri döner. Doğruca baro odasına yönelir ve iktidara yakın olan İstanbul 2 No’lu Barosu’nun cüppesini giyer. Cüppesini giydikten sonra, aynı davet evine tekrar gider.

Bu sefer kapıda bambaşka bir karşılama ile karşılaşır. 2 No’lu Baro’nun cüppesi içindeki Hoca’yı gören ev sahibi ve davetlilerin tavırları aniden değişir. Birden bire Hoca’ya büyük bir saygı gösterilmeye başlanır. En güzel yerde ağırlanır, en lezzetli yemekler sunulur ve etrafında adeta pervane olurlar. Herkes Hoca’ya iltifatlar yağdırır, sohbet etmek, davasını vermek için can atar.

Yemekler geldiğinde, Hoca ilginç bir şey yapar. Önüne konulan kebapları, börekleri ve diğer nefis yiyecekleri kendi yemez, cüppesine doğru yaklaştırarak yüksek sesle şöyle der:

“Ye cüppem ye! Ye cüppem ye! Asıl itibar seninmiş, demek ki bütün saygı sana!”

Davetliler ve ev sahibi şaşkınlıkla Hoca’yı izlerler. Hoca, cüppesine yemek yedirmeye devam ederken, etrafındaki insanların anlamsız bakışları arasında durumu açıklar:

“İlk geldiğimde üzerimde bu cüppe yoktu, bu yüzden bana hiç itibar etmediniz. Şimdi diğer cüppemi giyince birden bire saygıda kusur etmiyorsunuz. Demek ki bütün bu saygı benim şahsıma değil, cüppeme imiş. Madem durum böyle, o zaman yemeği de cüppem yesin!”